featured

Karaciğer Yağlanması – Tehlikenin farkında mıyız?

1500 gramlık ağırlığıyla Karaciğerimiz vücudumuzun en ağır organı olarak karşımıza çıkmaktadır. Başlıca fonksiyonları:

Kolesterol Sentezi

Glikoz – Glikojen Döngüsü

Zehir ve Toksinlerin etkisiz hale getirilmesi

Safra üretimi

Amino Asit Sentezi

Hormon & Enzim üretimi ve yıkımı

Vitaminlerin emilimlerinin sağlanması

Sizlerin de dikkatini çektiği gibi Karaciğer yaşamın sürdürebilmesi için en kritik fonksiyonların baş aktörü konumundadır. Dolaysıyla karaciğer iflas etmesi hayatımızı sonlandırabilecek bir tehdittir.

Maalesef karaciğerimizin yetmezliğe girdiğini biz ancak sarılık aşamasına geldiği zaman dışarıdan görmekteyiz ve bu aşamaya geldiğimizde çok geç kalmış olabiliriz. Bu nedenden dolayı Karaciğer Yağlanması son derece sinsi bir gelişim gösterebilir ve biz bu tehlikenin farkında olmak zorundayız. Türkiye’de tahminen her dört kişiden birini etkileyen Karaciğer yağlanmasının nedeni tam olarak bilinmese de son yıllarda yayımlanmış olan çalışmalarda Metabolik Sendromun Karaciğer Yağlanmasında etkin bir rol oynadığını bildirmektedir. Karaciğer Yağlanmasının farklı evreleri vardır ve genel olarak NAFLD (non-alcoholic fatty liver disease = alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması) bu yağlanma tiplerinin ilk aşamasıdır.

Karaciğerin olağanüstü rejenerasyon yeteneği genelde NAFLD aşamasındaki Karaciğerin tekrar sağlıklı hale dönüşmesini sağlayabilir. Ancak hastalığa zamanında müdahale edilmemesi durumunda çok daha vahim olan NASH (non-alcoholic steatohepatitis) aşamasına geçilir. NASH aşaması Karaciğerde Fibrin artışı ile karakterizedir, bu fibrinleşmiş oluşumları karaciğer dokusunun içinde yara izleri gibi düşünebilirsiniz (elbette mikroskobik boyutlarda). Ne yazık bu fibrinleşmiş dokular Karaciğer tarafından onarılamamaktadır. Artan Fibrin dokuları arttıkça Karaciğer Siroza doğru sürüklenmektedir ve ne yazık ki vaktinde müdahale edilmemesi durumunda Karaciğerin tamamen iflasına neden olmaktadır.

Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar NAFLD’den NASH’e geçişinde bir ikincil darbenin de etkili olduğunu gösteren çalışmalar yayımlanmıştır ve bu ikincil darbelerden bazıları:

Genetik Yatkınlık

Oksidatif Stres

Lipit peroksidasyonu’dur

Geçen Blogumuzda Metilasyon Reaksiyonların hayati fonksiyonlara sahip olduğunu yazmıştık. Metilasyon Reaksiyonları Karaciğer Yağlanmasında da son derece önemlidir. Metilasyon reaksiyonları bozuklukları NAFLD gelişimindeki nedenlerden bir tanesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Metilasyon eksikliğine bağlı DNA bozuklukları karaciğer yağlanmasının kötüleşmesinde rol oynamaktadır.

Elbette Metilasyon bozuklukları denilince aklımıza en meşhur metilleyici ajan olan S-adenozilmetiyonin gelmektedir (SAMe).

Yapılan Klinik araştırmalarda NAFLD hastaların %47’sinde metilasyon bozuklukları görülmüştür.

Metil donörlerin verilmesi tedavide SAMe miktarlarını anlamlı derecede artırmaktadır.

Metil Donörlerinin verilmesi Karaciğer hasarını azaltmaktadır.

SAMe’nin bu önemli etkileri nedeniyle metilasyon bozuklukları olan hastalarda SAMe takviyelerinin etkin bir tedavi seçeneği olabileceğine dair bir makale yayımlanmıştır. Hatta hastalarda SAMe seviyelerinin ölçülmesi, hastalık seyrinin biyolojik bir markeri olabileceği ileri sürülmüştür. Önümüzdeki dönemlerde SAME seviyeleri düşük olana NASH hastalarında, SAMe takviyelerinin Karaciğer Kanserinin önleyip önleyemeyeceğine dair klinik araştırmalar da planlanmaktadır.

Ancak en ilginç çalışmalardan bir tanesi 2002 yılında yayımlanmıştır. Bu çalışmada uzun dönem SAMe takviyelerinin alkole bağlı hafif ve orta şiddetteki sirozlarda sağ kalımı artırdığını ve karaciğer naklini öteleyebileceği bildirilmiştir. Aynı çalışmada SAMe’ye bağlı herhangi bir yan etki de gözlemlenmemiştir.

Ancak SAMe’nin bu muhteşem etkinliğine rağmen en büyük sorunu Mide ortamında stabil olmamasıdır, bu nedenden dolayı konvansiyonel tablet formlarının ciddi Biyoyararlanım sorunları vardır.

Özellikle Karaciğer sağlığının korunmasına yönelik SAMe alınacaksa bunun mutlaka Enterik Kaplı (Bağırsakta çözülen) tablet formunda olması gerekmektedir. Bunun iki avantajı vardır:

  1. Enterik kaplı SAMe anlamlı bir biyoyararlanıma sahiptir.
  2. Bağırsakta serbest kalan SAMe dolaşım sistemi sayesinde ilk organ olan Karaciğere gelmektedir, yani tam olarak olması istediğimiz organa teslim edilmiş olur.

SAMe dışında Karaciğer yağlanması olan hastalarımıza Lipozomal Glutatyon da önerebilirim, zira bu hastalığın daha vahim seyretmesinde oksidatif stres ikincil bir darbe olarak etki etmektedir. Meydana gelen Oksidatif Strese karşı en güçlü koruyuculardan bir tanesi Glutatyon’dur.

Şayet Metilasyon Reaksiyonları sağlıklı işlemiyorsa Yağlı Karaciğer hastalarının B grubu vitaminleri de hazır Metilfolat ve Metilkobalamin formlarında tüketmeleri gerektiklerini de hatırlatmak isterim.

Ayrıca Devedikeni (Sylibum marianum) bitkisinden elde edilen Silimarin isimli bileşen de Karaciğer sağlığının korunması açısından son derece önemlidir.

İhmal edilen önemli bir Nutrasötik de Kolin’dir özellikle Karaciğer yağlanması olan hastalarda Kolin’in takviye edilmesine de özen gösterilmelidir.

Herkese Sağlıklı Günler dilerim

Ecz. Levent Mendirme

  1. http://www.pharmatips.in/Articles/Human-Anatomy/Human-Anatomy-Physiology-Of-The-Liver.aspx
  2. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC554876/
  3. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/30689994/
  4. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23483818/
  5. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4818965/
  6. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/21446920/
  7. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23396728/
  8. https://www.journal-of-hepatology.eu/article/S0168-8278(99)80274-8/fulltext
  9. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/12418501/
Uncategorized

Metilasyon – Tek Karbon Döngüsü

Metil Grupları tek bir Karbon atomuyla karakterize olmaları sebebiyle Metilasyon reaksiyonlarına yaygın olarak tek karbon döngüsü de denilmektedir.

Metil Reaksiyonları yaşamın en temel molekülleri olması nedeniyle tek karbon döngüsü tek başına sağlıklı bir hayat sürmesinin önkoşulu gibi karşımıza çıkmaktadır. Metilasyon reaksiyonları yaşamın sürdürülebilir olması açısından aşağıdaki reaksiyonlarda etkin rollere sahiptir:

  • Hücre Çeperlerinin sentezlenmesi
  • DNA sentezi
  • Serotonin, Adrenalin, Dopamin Sentezi

Tüm bu yukarıdaki reaksiyonların kusursuz bir şeklide işlemesi için vücudun temel metil donörü olan S-adenozil-l-metiyonin (SAMe) sentezi kusursuz işlemelidir.

Ancak ne yazık ki geçirilen mutasyonlar nedeniyle bu Yolaktaki en öneli reaksiyonlardan bir tanesi olan Homosistein-Metiyonin döngüsü bozulmuştur.

Bu insanlar Metiyonin üremediklerinden dolayı SAMe’yi de üretememektedirler. Evrensel Metil Donörü oluşmayınca Vücudumuzda birçok hayati fonksiyon da işleyemez hale gelmektedir. Bu durumda doğal olarak bu kişilerde kanda homosistein artmaktadır.

Homosistein-Metiyonin döngü bozukluklarının teşhisi için elimizde başlıca iki yöntem bulunmaktadır:

  • Kanda Homosistein seviyelerin yüksek olması kan tahlili ile tespit edilebilir. Her ne kadar kesin bir tanı koymasa da bu bozukluğa işaret edebilir.
  • Genetik olarak MTHFR (metiltetrahidrofolat-redüktaz) enzimi bozukluğu teşhisi tam doğrulukla bu durumu tespit edebilir.

Bu Mutasyonun şu anda Dünya’da her 3 insandan birini etkilediği düşünülecek olursa, Homosistein-Metiyonin bozukluğunun ne kadar yaygın olduğunu görebiliriz. Bu insanlar maalesef en önemli metil donörü olan SAMe’yi üretememektedirler. SAMe’nn uygun miktarda üretilememesi halinde daha önceden de ifade ettiğimiz üzere:

  • Sağlıklı Hücre bölünmesi meydana gelmez, hücrelerin sağlıklarını korumaları için Fosfolipitlere ihtiyaç duyar. Uygun miktarda Metil grubu yoksa hücre membranları meydana gelemez.
  • DNA sentezi, DNA kendini kopyalarken metil gruplarına ihtiyaç duyar. Yeterli miktarda metil grubunun olmaması düzgün DNA bölünmesini bozabilir.
  • Serotonin, Adrenalin ve Dopamin gibi Nörotransmitterler sadece metil gruplarının varlığında uygun miktarlarda senztelenebilir.
  • Vücudumuzun en güçlü antioksidanı olan Glutatyon da sadece SAMe varlığında sentezlenenbilmektedir.

Elbette bu kadar önemli fonksiyonlara sahip SAMe’nin üretilememesinin bazı klinik sonuçları da olacaktır.

Son yıllarda yapılan araştırmalar Kanda Homosistein seviyeleri yüksek olan hastaların kalp krizi, inme v.b. kardiyolojik hastalıklara daha yatkın olduğunu göstermektedir.

Tedaviye Dirençli veya Majör Depresif bozuklukları olan hastalarda SAMe sentezinin bozuk olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır.

Karaciğer yağlanması olup ve tek karbon döngüsü bozuk hastalarda Karaciğer Yağlanması daha kötü bir seyir izlemektedir.

SAMe metabolizması bozuk olan erkeklerde Sperm kalitesinin düşük olduğunu gösteren klinik çalışmalar bulunmaktadır.

SAMe döngüsünün bozulması Kadınlarda Polikistik Over Sendromunun gelişmesinde rol oynadığını gösteren klinik çalışmalar da bulunmaktadır.

Görüldüğü üzere tek Karbon döngüsü bozukluğu ve SAMe’nin yeteri kadar üretilememesinin son derece ciddi önemli sonuçları vardır.

Bu nedenden dolayı Genetik olarak mutasyona sahip olan inşalar veya kanda homosistein seviyeleri yüksek olan kişiler kesinlikle sadece Metilfolat ve Metilkobalamin almalıdır. Zira bu kişilerde diğer formları tam anlamda faydaları olamayacaktır.

Ancak son zamanlarda takviye edici gıda olarak SAMe içeren ürünler de piyasaya verilmiştir. Bu kişilerin özel ihtiyaçlarına uygun olacak SAMe içeren ürünler ile ilgili önümüzdeki günlerde bloğumuzda yeni yazılara yer verilecektir.

Ecz. Levent Mendirme