featured

Ramazan’da SaÄŸlıklı Sindirim

Ramazan ayının gelmesiyle değişen beslenme alışkanlıklarımız bazen Gastrointestinal Sistemimizi şaşırtabiliyor. Değişen öğün vakitleri uzun süreli susuzluğa dayanma gibi değişimler bu dönemde; kabızlık, hazımsızlık, şişkinlik v.b. Gastrointestinal şikayetlere neden olabilmektedir. Elbette bunların önlenmesindeki en önemli adımlar su alımını ihmal etmemek ve özellikle Ramazan boyunca lifli gıda tüketimini artırmak. Beslenme alışkanlıkların adapte edilmesiyle beraber bu dönemlerde Mikrobiota’mızı düzenlemek de sindirim sistemimize büyük fayda sağlar.

Sizlerin de bildiği üzere inşa bedeninde 500 ile 1000 arası farklı bakteri türü barınmaktadır. Bunların her birinin kendilerine ait farklı genetik yapıları vardır ve artık biliyoruz ki vücudumuzda yabancı genetik materyal daha fazladır.

Sağlıklı bir sindirim sistemi için dost bakterilerimizin sayısı düşman bakterilerin sayısından fazla olmalıdır.

Bu nedenden dolayı hangi bakterinin dost hangisinin düşman olduğunu bilinmesinde fayda vardır.

Ne yazık ki yaşam tarzımız bu dost bakterilerin yaşamasından ziyade dost olmayan bakterilerin çoğalmasına neden olmaktadır. Ne yazık ki Mikrobiota’da bu dengesizlik başta Sindirim, Bağışıklık, Duygu Durumu bozuklukları olmak üzere bir çok hastalığın tetiklenmesinde rol oynamaktadır.

Böyle bir durumda Mikrobiotamızı desteklemek amacıyla dışarıdan uygun Probiyotik takviyeleri son derece önemlidir.

Problem de tam olarak burada baÅŸlamaktadır; UYGUN PROBİYOTİK.       

Uygun Probiyotiğin taşıması gereken özellikleri sayacak olursak:

  • Probiyotikler uygulandıklarında canlı olmalı ve bu canlılıklarını Sindirim Sistemi boyunca muhafaza etmelidir.
  • Bağırsaklarda koloni oluÅŸturucu özelliklere sahiptir.
  • Probiyotiklerin Cins, Tür ve SuÅŸ isimleri belli olmalıdır.
  • İlgili Suş’un iddia ettiÄŸi fayda ile ilgili klinik çalışmaları olmalıdır.
  • Güvenli olmalıdır.

Probiyotiklerin isimlendirilmesine bir örnek verecek olursak

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Bağırsaklarımızda son derece yoğun bir dost bakteri nüfusu bulunmaktadır. Bu nüfusun düzenlik aralıklara takviye edilmesi sağlığımızın korunması açısından son derece önemlidir. Elbette farklı Probiyotiklerin farklı görevleri vardır bu nedenden dolayı bazı Probiyotiklerin hangi süreçlerde rol aldığına dair bazı örnekleri sunmak istedik.

Elbette Probiyotiklerin birçok yararlı etkileri vardır, ancak yukarıdaki görseller ilgili Probiyotiklerin ağırlıklı faydalarını özetleyen bilgilerdir.

Ramazan ayında sağlıklı, lifçe zengin ve bol sulu bir beslenme olmazsa olmaz. Ancak bu beslenmeden tam anlamıyla faydalanmak adına uygun Probiyotik takviyelerini mutlaka öneririm. Aslında lifçe zengin beslenmeden kasıt prebiyotikçe zengin bir beslenmedir. Zira bu liflerin asıl en önemli faydaları Mikrobiotamızda bulunan dost bakterileri beslemek ve bakterilerin sindirdikleri liflerin meydana getirdiği faydalı bileşenlerden yararlanmaktır.

Bu sebepten dolayı lifçe zengin besinlerden faydalanırken Probiyotik içeren gıda veya gıda takviyelerinin alınmasını mutlaka tavsiye ederim, bu Prebiyotik-Probiyotik işbirliği bu dönemde sindirim sisteminizi düzenlerken, özellikle Pandemi Döneminde Bağışıklığınızın da güçlü olmasına yardımcı olacaktır.

Gelecek Bloğumuzda Prebiyotikleri ayrı bir konu olarak ele alacağız.

Herkese Sağlık, Huzur ve Bereket dolu bir Ramazan dilerim.

Ecz. Levent Mendirme

featured

KaraciÄŸer YaÄŸlanması – Tehlikenin farkında mıyız?

1500 gramlık ağırlığıyla Karaciğerimiz vücudumuzun en ağır organı olarak karşımıza çıkmaktadır. Başlıca fonksiyonları:

Kolesterol Sentezi

Glikoz – Glikojen Döngüsü

Zehir ve Toksinlerin etkisiz hale getirilmesi

Safra üretimi

Amino Asit Sentezi

Hormon & Enzim üretimi ve yıkımı

Vitaminlerin emilimlerinin sağlanması

Sizlerin de dikkatini çektiği gibi Karaciğer yaşamın sürdürebilmesi için en kritik fonksiyonların baş aktörü konumundadır. Dolaysıyla karaciğer iflas etmesi hayatımızı sonlandırabilecek bir tehdittir.

Maalesef karaciğerimizin yetmezliğe girdiğini biz ancak sarılık aşamasına geldiği zaman dışarıdan görmekteyiz ve bu aşamaya geldiğimizde çok geç kalmış olabiliriz. Bu nedenden dolayı Karaciğer Yağlanması son derece sinsi bir gelişim gösterebilir ve biz bu tehlikenin farkında olmak zorundayız. Türkiye’de tahminen her dört kişiden birini etkileyen Karaciğer yağlanmasının nedeni tam olarak bilinmese de son yıllarda yayımlanmış olan çalışmalarda Metabolik Sendromun Karaciğer Yağlanmasında etkin bir rol oynadığını bildirmektedir. Karaciğer Yağlanmasının farklı evreleri vardır ve genel olarak NAFLD (non-alcoholic fatty liver disease = alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması) bu yağlanma tiplerinin ilk aşamasıdır.

Karaciğerin olağanüstü rejenerasyon yeteneği genelde NAFLD aşamasındaki Karaciğerin tekrar sağlıklı hale dönüşmesini sağlayabilir. Ancak hastalığa zamanında müdahale edilmemesi durumunda çok daha vahim olan NASH (non-alcoholic steatohepatitis) aşamasına geçilir. NASH aşaması Karaciğerde Fibrin artışı ile karakterizedir, bu fibrinleşmiş oluşumları karaciğer dokusunun içinde yara izleri gibi düşünebilirsiniz (elbette mikroskobik boyutlarda). Ne yazık bu fibrinleşmiş dokular Karaciğer tarafından onarılamamaktadır. Artan Fibrin dokuları arttıkça Karaciğer Siroza doğru sürüklenmektedir ve ne yazık ki vaktinde müdahale edilmemesi durumunda Karaciğerin tamamen iflasına neden olmaktadır.

Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar NAFLD’den NASH’e geçişinde bir ikincil darbenin de etkili olduğunu gösteren çalışmalar yayımlanmıştır ve bu ikincil darbelerden bazıları:

Genetik Yatkınlık

Oksidatif Stres

Lipit peroksidasyonu’dur

Geçen Blogumuzda Metilasyon Reaksiyonların hayati fonksiyonlara sahip olduğunu yazmıştık. Metilasyon Reaksiyonları Karaciğer Yağlanmasında da son derece önemlidir. Metilasyon reaksiyonları bozuklukları NAFLD gelişimindeki nedenlerden bir tanesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Metilasyon eksikliğine bağlı DNA bozuklukları karaciğer yağlanmasının kötüleşmesinde rol oynamaktadır.

Elbette Metilasyon bozuklukları denilince aklımıza en meşhur metilleyici ajan olan S-adenozilmetiyonin gelmektedir (SAMe).

Yapılan Klinik araştırmalarda NAFLD hastaların %47’sinde metilasyon bozuklukları görülmüştür.

Metil donörlerin verilmesi tedavide SAMe miktarlarını anlamlı derecede artırmaktadır.

Metil Donörlerinin verilmesi Karaciğer hasarını azaltmaktadır.

SAMe’nin bu önemli etkileri nedeniyle metilasyon bozuklukları olan hastalarda SAMe takviyelerinin etkin bir tedavi seçeneği olabileceğine dair bir makale yayımlanmıştır. Hatta hastalarda SAMe seviyelerinin ölçülmesi, hastalık seyrinin biyolojik bir markeri olabileceği ileri sürülmüştür. Önümüzdeki dönemlerde SAME seviyeleri düşük olana NASH hastalarında, SAMe takviyelerinin Karaciğer Kanserinin önleyip önleyemeyeceğine dair klinik araştırmalar da planlanmaktadır.

Ancak en ilginç çalışmalardan bir tanesi 2002 yılında yayımlanmıştır. Bu çalışmada uzun dönem SAMe takviyelerinin alkole bağlı hafif ve orta şiddetteki sirozlarda sağ kalımı artırdığını ve karaciğer naklini öteleyebileceği bildirilmiştir. Aynı çalışmada SAMe’ye bağlı herhangi bir yan etki de gözlemlenmemiştir.

Ancak SAMe’nin bu muhteşem etkinliğine rağmen en büyük sorunu Mide ortamında stabil olmamasıdır, bu nedenden dolayı konvansiyonel tablet formlarının ciddi Biyoyararlanım sorunları vardır.

Özellikle Karaciğer sağlığının korunmasına yönelik SAMe alınacaksa bunun mutlaka Enterik Kaplı (Bağırsakta çözülen) tablet formunda olması gerekmektedir. Bunun iki avantajı vardır:

  1. Enterik kaplı SAMe anlamlı bir biyoyararlanıma sahiptir.
  2. Bağırsakta serbest kalan SAMe dolaşım sistemi sayesinde ilk organ olan Karaciğere gelmektedir, yani tam olarak olması istediğimiz organa teslim edilmiş olur.

SAMe dışında KaraciÄŸer yaÄŸlanması olan hastalarımıza Lipozomal Glutatyon da önerebilirim, zira bu hastalığın daha vahim seyretmesinde oksidatif stres ikincil bir darbe olarak etki etmektedir. Meydana gelen Oksidatif Strese karşı en güçlü koruyuculardan bir tanesi Glutatyon’dur.

Şayet Metilasyon Reaksiyonları sağlıklı işlemiyorsa Yağlı Karaciğer hastalarının B grubu vitaminleri de hazır Metilfolat ve Metilkobalamin formlarında tüketmeleri gerektiklerini de hatırlatmak isterim.

Ayrıca Devedikeni (Sylibum marianum) bitkisinden elde edilen Silimarin isimli bileşen de Karaciğer sağlığının korunması açısından son derece önemlidir.

İhmal edilen önemli bir Nutrasötik de Kolin’dir özellikle Karaciğer yağlanması olan hastalarda Kolin’in takviye edilmesine de özen gösterilmelidir.

Herkese Sağlıklı Günler dilerim

Ecz. Levent Mendirme

  1. http://www.pharmatips.in/Articles/Human-Anatomy/Human-Anatomy-Physiology-Of-The-Liver.aspx
  2. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC554876/
  3. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/30689994/
  4. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23483818/
  5. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4818965/
  6. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/21446920/
  7. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23396728/
  8. https://www.journal-of-hepatology.eu/article/S0168-8278(99)80274-8/fulltext
  9. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/12418501/